Bir sözleşmenin 'adi ortaklık' mı yoksa 'kira sözleşmesi' mi olduğunun tespiti, görevli mahkemenin (sulh hukuk - asliye ticaret) belirlenmesinde neden kritik öneme sahiptir? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/543 sayılı kararındaki uyuşmazlıkta, dava tarihi ve kanunların zaman bakımından uygulanması kuralları görevli mahkeme tartışmasını nasıl etkilemiştir?
Sözleşmenin hukuki niteliğinin tespiti, görevli mahkemenin belirlenmesinde kritiktir çünkü farklı hukuki ilişkilerden doğan davalara farklı mahkemeler bakmaktadır. Adi ortaklık sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, ticari bir nitelik taşıdığından genel olarak asliye ticaret mahkemelerinin görev alanına girerken, kira ilişkisinden doğan tüm uyuşmazlıklar (değerine bakılmaksızın) sulh hukuk mahkemelerinin görevlidir (6100 sayılı HMK m. 4). Yargıtay'ın 2019/543 sayılı kararındaki davada, davanın açıldığı tarih (2009) 6100 sayılı HMK'nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden öncedir. 6100 sayılı HMK'nın Geçici 1/1. maddesi, kanunun 'yargı yolu ve göreve ilişkin hükümlerinin, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış davalarda uygulanmayacağını' belirtir. Bu nedenle, uyuşmazlığa dava tarihinde yürürlükte olan 1086 sayılı (mülga) HUMK hükümlerinin uygulanması gerekmiştir. Mülga HUMK'un 8. maddesinin 2. fıkrasının 1 nolu bendi, 'kira sözleşmesine dayanan her türlü tahliye, akdin feshi veya tespit davaları ve bu davalarla birlikte açılmış kira alacağı davalarının' değerine bakılmaksızın sulh hukuk mahkemesinde görüleceğini düzenlemektedir. Kararda sözleşmenin 'kazanca katılmalı kira sözleşmesi' olduğu tespit edildiğinden ve birleşen davada akdin feshi ve tahliye de talep edildiğinden, dava tarihinde yürürlükteki kanuna göre görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğu sonucuna varılmıştır. Eğer sözleşme adi ortaklık olarak kabul edilseydi, dava asliye ticaret mahkemesinde görülmeye devam edecekti.