Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvurularda kendisini 'dördüncü merci' olarak görmediğini belirtmesine rağmen, 'bariz takdir hatası' veya 'açıkça dayanaktan yoksunluk' gibi kriterler geliştirerek derece mahkemelerinin delil değerlendirmesine müdahale ettiği yönündeki eleştiriyi, 'Anayasa Mahkemesi ne anlama geliyor?' başlıklı metindeki tartışmalar ışığında değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #122641

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruların 'kanun yolu' olmadığını ve derece mahkemelerinin kararlarında bariz bir takdir hatası veya keyfilik bulunmadıkça delil değerlendirmesi veya hukuk kurallarının yorumuna müdahale etmeyeceğini, yani bir 'dördüncü merci' gibi davranmayacağını sıklıkla vurgular. Ancak, 'Anayasa Mahkemesi ne anlama geliyor?' metninde de işaret edildiği gibi, AYM'nin 'bariz takdir hatası' veya 'açıkça dayanaktan yoksunluk' gibi kavramları yorumlama biçimi, bu ilkeyle çeliştiği yönünde eleştirilere neden olmaktadır. Eleştirel görüşe göre, AYM bu kriterleri kullanarak derece mahkemelerinin ulaştığı sonucu 'bariz hatalı' veya 'dayanaksız' bulduğunda, aslında o mahkemenin yerine geçerek delilleri yeniden tartmakta ve maddi vakıa değerlendirmesi yapmaktadır. Bu durum, AYM'nin Anayasa m. 148/4'te belirtilen 'kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda bireysel başvuru yapılamaz' kuralının sınırlarını zorladığı ve kendisini fiilen bir temyiz mercii konumuna getirdiği iddialarını güçlendirmektedir. Bu yaklaşım, bir yandan temel hak ihlallerine karşı daha etkin bir koruma sağlama potansiyeli taşırken, diğer yandan 'kuvvetler ayrılığı' ve diğer yüksek mahkemelerle (özellikle Yargıtay) olan ilişkilerinde gerilimlere yol açmakta ve yetki aşımı tartışmalarını alevlendirmektedir.