Yargıtay'ın en güncel içtihatları (örn. 2024/2402 K. sayılı karar) ışığında, boşanma davasında düğün takılarının aidiyeti konusundaki uyuşmazlıklarda mahkemenin izlemesi gereken hiyerarşik çözüm yöntemini (anlaşma, örf ve adet, genel kural) ve 'kadına özgü-erkeğe özgü' ayrımının bu hiyerarşideki yerini analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #122635

Yargıtay'ın güncel içtihatları, düğün takılarının aidiyeti konusunda hiyerarşik bir çözüm yöntemi benimsediğini göstermektedir. Mahkeme öncelikle; 1) Taraflar Arasında Anlaşma Varlığı: Eşlerin takıların nasıl paylaşılacağına dair geçerli bir anlaşma yapıp yapmadığını araştırmalıdır. Varsa, uyuşmazlık bu anlaşmaya göre çözülür. 2) Yerel Örf ve Adet: Anlaşma yoksa, taraflardan birinin o yöreye özgü bir örf ve adet olduğunu iddia ve ispat etmesi durumunda, takıların aidiyeti bu yerel kurala göre belirlenir. Örneğin, bir yörede erkeğe takılan tüm takıların erkeğe ait olduğu yönünde köklü bir adet ispatlanırsa, mahkeme bu kuralı uygulayabilir. 3) Genel Kural: Anlaşma veya ispatlanmış bir örf ve adet de yoksa, Yargıtay'ın genel kabulü devreye girer. Bu genel kural içinde 'kadına özgü-erkeğe özgü' ayrımı önem kazanır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2024/2402 sayılı kararında belirtildiği gibi; kime takıldığına bakılmaksızın kadına özgü olanlar (bilezik, küpe, kolye vb.) kadına ait sayılır. Erkeğe takılan ve kadına özgü olmayan (örn. çeyrek/tam altın, para) takılar ise erkeğe aittir. Bu ayrım, takıların bağışlama iradesinin kime yönelik olduğunun bir karinesi olarak kabul edilmektedir. Yani 'özgü olma' kriteri, kanuni bir karine olarak, hiyerarşinin en alt basamağında, anlaşma ve örf-adetin yokluğunda devreye giren bir yorum aracıdır.