Anayasa Mahkemesi'nin 2023/191 E. sayılı kararında, mülkiyet hakkı incelemesi yapılırken, kamu arazisi üzerindeki izinsiz bir yapının dahi Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında bir 'mülk' olarak kabul edilmesinin ardındaki hukuki mantık nedir? Bu kabul, mülkiyet hakkının sadece tapuya kayıtlı malları kapsamadığını nasıl göstermektedir?
Bu kabulün ardındaki hukuki mantık, Anayasa Mahkemesi'nin ve AİHM'in 'mülkiyet hakkı'nı, şekli bir tapu kaydından veya mülkiyet belgesinden ibaret görmeyip, 'ekonomik bir değere sahip olan ve parayla ölçülebilen her türlü malvarlığı hakkı'nı kapsayan geniş bir 'mülk' (possessions) kavramı çerçevesinde yorumlamasıdır. Kamu arazisi üzerindeki izinsiz bir yapı, hukuken 'kaçak' olsa da, fiilen bir ekonomik değere sahiptir. Kişi bu yapıyı barınma veya ticari amaçla kullanmakta, ondan ekonomik bir menfaat elde etmektedir. AYM, özellikle 'kamu makamlarının bilgisi ve zımni onayı dâhilinde özel kişiler tarafından oluşturulan ve uzun yıllardır kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın kullanılan yapının kullanılmasından kaynaklanan ekonomik değerin' (paragraf 14), Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında korunması gereken bir 'mülk' oluşturduğunu belirtmektedir. Bu, mülkiyet hakkının sadece yasal olarak elde edilmiş (de jure) mülkiyeti değil, aynı zamanda meşru bir beklentiye dayanan ve ekonomik bir değer ifade eden fiili (de facto) malvarlığı değerlerini de koruduğunu gösterir. Dolayısıyla, devlet bu 'mülk'e müdahale ederken (yıkım gibi), keyfi davranamaz ve Anayasa'da öngörülen usuli güvencelere (karar, tebligat, yargı yolu) uymak zorundadır.