Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru yolunu, 'hak veya hürriyetinin ihlal edildiğini iddia eden kişinin son çare niteliği taşıyan başvurusu' olarak tanımlamaktadır. Bu 'son çare' (subsidiarity) ilkesinin, Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı mercileri (özellikle Yargıtay ve Danıştay) arasındaki ilişkiyi nasıl şekillendirdiğini açıklayınız.
'Son çare' veya 'ikincillik' ilkesi, bireysel başvurunun, diğer tüm idari ve yargısal yollar tüketildikten sonra başvurulabilecek istisnai bir mekanizma olduğunu ifade eder. Bu ilke, AYM ile diğer yargı mercileri arasındaki ilişkiyi temelden şekillendirir. Buna göre: 1) AYM, bir 'ilk merci' değildir: Hak ihlali iddiası öncelikle idare mahkemeleri, hukuk mahkemeleri, ceza mahkemeleri ve bunların kanun yolu mercileri olan istinaf ve temyiz mahkemeleri tarafından incelenmeli ve giderilmeye çalışılmalıdır. AYM, bu mercilerin yerine geçerek doğrudan bir uyuşmazlığı çözmez. 2) AYM, bir 'kanun yolu mercii' değildir: AYM'nin görevi, derece mahkemelerinin kararının hukuka uygun olup olmadığını denetlemek (temyiz incelemesi yapmak) değil, bu kararların veya yargılama sürecinin bir bütün olarak temel bir hakkı ihlal edip etmediğini tespit etmektir. 3) Sorumluluğun Paylaşımı: Bu ilke, temel hakların korunması sorumluluğunun öncelikle derece mahkemelerine ait olduğunu vurgular. Derece mahkemeleri, kanunları Anayasa'ya ve AİHS'e uygun yorumlayarak hak ihlallerini daha en başta önlemekle yükümlüdür. AYM'nin rolü, bu koruma mekanizmalarının yetersiz kaldığı veya başarısız olduğu durumlarda devreye girmektir. Bu ilişki, AYM'yi sistemin en tepesinde bir 'güvence' mekanizması olarak konumlandırırken, diğer mahkemelerin hak ve özgürlükleri koruma konusundaki birincil rolünü ve özerkliğini de tanır.