Anayasa Mahkemesi'nin, 'kuvvetler ayrılığı' ilkesi çerçevesinde, yasama ve yürütme organlarının işlemlerini denetlerken 'yerindelik denetimi' yapma yasağı bulunmaktadır. Bireysel başvuru incelemelerinde, bir mahkeme kararının 'açıkça dayanaktan yoksun' veya 'keyfi' olduğu gerekçesiyle hak ihlali kararı vermesi, bu yasağın ihlali olarak görülebilir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #122601

Bu, Anayasa hukuku doktrininde yoğun olarak tartışılan bir konudur. 'Yerindelik denetimi yasağı', AYM'nin, bir kanunun veya idari işlemin gerekliliği, amacı, daha iyi bir alternatifin olup olmadığı gibi siyasi veya idari takdir alanına giren konularda karar verememesi anlamına gelir. AYM sadece 'hukukilik' denetimi yapabilir. Bireysel başvurularda ise AYM, bir mahkeme kararının hukuka uygun olup olmadığını değil, temel bir hakkı ihlal edip etmediğini denetler. AYM'nin bir mahkeme kararını 'açıkça dayanaktan yoksun' veya 'keyfi' bularak ihlal kararı vermesi, ilk bakışta esasa girme ve yerindelik denetimi yapma gibi görünebilir. Ancak AYM bu kavramları, 'hukuk kurallarının bariz bir şekilde yanlış uygulanması', 'delillerin mantıksal bir temel olmaksızın değerlendirilmesi' veya 'hiçbir makul gerekçe gösterilmemesi' gibi durumlar için kullanır. Bu, aslında bir nevi 'nitelikli hukukilik' denetimidir. Yani AYM, 'mahkeme bu kararı vermemeliydi' demekten ziyade, 'mahkemenin bu karara ulaşma süreci, adil yargılanma hakkını veya ilgili temel hakkı ihlal edecek kadar keyfi ve dayanaksızdır' demektedir. Bu ince bir çizgidir ve AYM'nin bu yetkiyi kullanma biçimi, yerindelik denetimi yasağını ihlal edip etmediği tartışmasını sürekli gündemde tutmaktadır.