Anayasa m.38/son'daki 'vatandaşın iadesi yasağı' ile TCK m.8'deki 'ülkesellik (mülkilik) ilkesi' arasındaki ilişkiyi, Türkiye'de suç işleyen bir yabancının durumu üzerinden açıklayınız. Türkiye, kendi ülkesinde suç işleyen bir yabancıyı, vatandaşı olduğu ülkenin talebi üzerine iade edebilir mi?
Bu iki ilke, devletin cezai egemenlik yetkisinin farklı yönlerini düzenler. TCK m. 8'deki 'ülkesellik ilkesi', devletin kendi toprakları üzerindeki mutlak yargı yetkisini ifade eder. Buna göre, Türkiye'de kim tarafından işlenirse işlensin (vatandaş veya yabancı), bir suç hakkında Türk kanunları uygulanır ve yargılama Türk mahkemelerinde yapılır. Bu, egemenliğin en temel göstergelerinden biridir. Anayasa m. 38/son'daki 'vatandaşın iadesi yasağı' ise, devletin kendi vatandaşları üzerindeki koruma (himaye) görevini ifade eder ve onların yabancı bir devlete teslim edilmesini engeller. Türkiye'de suç işleyen bir yabancının durumu bu iki ilkenin kesişim noktasındadır. Ülkesellik ilkesi gereği, Türkiye'nin bu yabancıyı yargılama hakkı ve yetkisi vardır. Yabancı, vatandaş olmadığı için Anayasa m. 38'deki iade yasağından yararlanamaz. Bu durumda, Türkiye'nin bir takdir hakkı doğar. Türkiye, ya ülkesellik ilkesini işleterek yabancıyı kendi mahkemelerinde yargılayabilir ya da uluslararası adli işbirliği çerçevesinde, vatandaşı olduğu devletin talebi üzerine, belirli koşullar altında (suçun iadeye uygun olması, siyasi suç olmaması vb.) bu kişiyi iade etmeyi tercih edebilir. Kısacası, Türkiye'de suç işleyen yabancı iade edilebilir, ancak bu bir zorunluluk değil, Türkiye'nin kendi yargılama yetkisinden feragat etmeyi seçebileceği bir takdir hakkıdır.