Bir sanığın, bir cami önünde yaptığı konuşmada doğrudan devleti ve siyasi iktidarı eleştirirken, bu eleştirilerini toplumun bir kesimini (örneğin Alevileri veya Kürtleri) hedef almadan, genel siyasi argümanlarla yapması durumunda, bu eylemin TCK m. 216/1 (halkı kin ve düşmanlığa tahrik) suçunu oluşturup oluşturmayacağını Yargıtay 16. CD'nin 2017/5784 K. sayılı kararı ışığında tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #122581

Bu eylem, TCK m. 216/1'de tanımlanan suçu oluşturmaz. Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin ilgili kararında da vurgulandığı üzere, TCK m. 216/1'in suç unsurları son derece spesifiktir. Suçun oluşabilmesi için, tahrikin 'halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine' hedef alması gerekir. Sanığın konuşmasının içeriği, devleti, hükümeti, bir siyasi partiyi veya genel olarak siyasi iktidarı hedef alan sert eleştiriler içerse bile, bu eleştiriler kanunda sayılan bu sosyolojik kategorilerden birine yönelik bir düşmanlık veya kin çağrısı içermiyorsa, suçun maddi unsuru oluşmaz. Siyasi eleştiri, ne kadar sert olursa olsun, ifade özgürlüğü (Anayasa m. 26) kapsamında korunur. TCK m. 216/1, siyasi muhalefeti veya iktidar eleştirisini değil, toplumsal gruplar arasında yatay bir düşmanlık yaratmayı cezalandırmayı amaçlar. Dolayısıyla, konuşma şiddet çağrısı veya nefret söylemi içermediği ve kanunda sayılan grupları hedef almadığı sürece, suçun unsurları oluşmamış sayılır ve beraat kararı verilmesi gerekir.