Bir sanık hakkında hem taksirli iflas (TCK m. 162) hem de hileli iflas (TCK m. 161) suçlarından aynı olayla ilgili olarak dava açılmışsa, bu durum ceza muhakemesi hukuku açısından nasıl bir sorun teşkil eder ve mahkemenin nasıl bir yol izlemesi gerekir? (Bkz: Yargıtay 8. CD, K: 2017/14624)

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #122574

Aynı fiilden dolayı bir kişi hakkında hem kasıtlı (hileli iflas) hem de taksirli (taksirli iflas) suçtan dava açılması, 'aynı fiilden dolayı birden fazla dava açılması' anlamına gelir ve bu durum CMK m. 223/7'de düzenlenen 'derdestlik' veya 'kesin hüküm' (eğer biri sonuçlanmışsa) kuralına aykırılık teşkil eder. Bu, mükerrer yargılamaya ve potansiyel olarak mükerrer cezalandırmaya yol açabilecek ciddi bir usul hatasıdır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2017/14624 sayılı kararında da belirtildiği gibi, mahkemenin bu durumu fark ettiğinde yapması gereken ilk şey, mükerrer yargılamayı önlemek için bu davaların birleştirilmesine karar vermektir. Birleştirme yoluyla mahkeme, tek bir dosya üzerinden yargılamayı yürüterek, failin eyleminin kastla mı yoksa taksirle mi işlendiğini bir bütün olarak değerlendirecektir. Yargılama sonucunda mahkeme, eylemin niteliğine göre ya hileli iflastan ya da taksirli iflastan (veya her ikisinin de unsurları yoksa beraattan) tek bir hüküm kuracaktır. Ayrı ayrı hüküm kurması mümkün değildir. Bu, hem 'ne bis in idem' ilkesinin hem de usul ekonomisinin bir gereğidir.