Bir trafik kazası sonucunda yaralanan davacı, hem maddi (tedavi gideri, maluliyet) hem de manevi tazminat talebiyle dava açmıştır. Dava devam ederken, davalı sigorta şirketi ile sadece maddi tazminat kalemleri için bir 'sulh protokolü-ibraname' imzalayarak Yargıtay'a sunmuştur. Bu belgenin, HMK m. 313 anlamında bir 'sulh' sayılıp sayılamayacağını ve Yargıtay'ın bu durumda nasıl bir usuli işlem yapması gerektiğini tartışınız. (Bkz: Yargıtay 17. HD, K: 2017/8918)

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #122567

Sunulan belge, HMK m. 313 anlamında tam bir 'mahkeme içi sulh' değildir, çünkü uyuşmazlığı 'kısmen' sona erdirmekte ve davanın tüm taraflarını (örneğin manevi tazminat talep edilen diğer davalıları) kapsamamaktadır. Ancak bu, onun hukuki bir sonuç doğurmayacağı anlamına gelmez. HMK m. 313, sulhün 'kısmen veya tamamen' yapılabileceğini belirtir. Tarafların, uyuşmazlığın bir bölümü (maddi tazminat) üzerinde anlaşmaları 'kısmi sulh' niteliğindedir. Yargıtay, temyiz incelemesi sırasında böyle bir belge sunulduğunda, davanın esasına ilişkin incelemeyi durdurmalıdır. Çünkü bu yeni hukuki durum (kısmi sulh), ilk derece mahkemesi kararının temelini etkilemiştir. Yargıtay'ın yapması gereken, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2017/8918 K. sayılı kararında olduğu gibi, bu belgenin değerlendirilmesi ve gereğinin yapılması için ilk derece mahkemesi kararını 'bozarak' dosyayı yerel mahkemeye geri göndermektir. Yerel mahkeme, tarafları dinleyerek bu kısmi sulhün kapsamını ve geçerliliğini tespit etmeli ve uyuşmazlığın sulh olunan kısmı hakkında 'karar verilmesine yer olmadığına' karar verip, geri kalan (manevi tazminat gibi) kısım için yargılamaya devam etmelidir.