Gecekondu Kanunu'nun iptal edilen hükmü, 'inşa sırasında olsun veya iskan edilmiş bulunsun' ifadesiyle, içinde oturulan yapıların dahi kararsız yıktırılmasına olanak tanıyordu. Bu durumun, mülkiyet hakkı (Anayasa m. 35) dışında, Anayasa'nın 21. maddesinde güvence altına alınan 'konut dokunulmazlığı' hakkı açısından da bir ihlal oluşturup oluşturmayacağını tartışınız.
Evet, bu durum Anayasa'nın 21. maddesinde düzenlenen 'konut dokunulmazlığı' hakkını da açıkça ihlal etme potansiyeli taşır. Anayasa'nın 21. maddesi, 'Kimsenin konutuna dokunulamaz' dedikten sonra, bu hakka müdahale edilebilecek halleri (milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi vb.) ve bu müdahalenin ancak 'usulüne göre verilmiş hâkim kararı' ile, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise 'kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri' ile mümkün olabileceğini belirtmiştir. İptal edilen hüküm, 'hiçbir karar alınmasına lüzum kalmaksızın' yıkıma izin veriyordu. Bu, içinde insanların yaşadığı (iskan edilmiş) bir konutun, ne bir hakim kararı ne de yetkili merciin yazılı bir emri olmaksızın, zabıta tarafından zorla tahliye edilip yıkılması anlamına gelmektedir. Bu durum, konut dokunulmazlığına yönelik anayasal güvencelerin tamamını ortadan kaldıran, son derece ağır bir müdahaledir. AYM kararında bu noktaya doğrudan odaklanmamış olsa da, 'mülkiyet hakkı' ve 'etkili başvuru hakkı' üzerinden ulaştığı sonuç, konut dokunulmazlığı hakkının da zımnen ihlal edildiği gerçeğini içermektedir. Kararsız bir yıkım, aynı zamanda kararsız bir tahliye ve konuta müdahale demektir.