Anayasa Mahkemesi'nin, bireysel başvuru yoluyla önüne gelen bir davada, uyuşmazlığa uygulanan kanun hükmünün kendisini 'kanunilik' ilkesi (öngörülebilirlik, belirlilik) açısından denetleyip hak ihlali kararı vermesinin, Anayasa m. 148'de düzenlenen 'norm denetimi' ve 'bireysel başvuru' yolları arasındaki ayrımı nasıl etkilediğini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #122560

Bu durum, AYM'nin görev ve yetkilerine ilişkin en tartışmalı alanlardan biridir. Teorik olarak, 'norm denetimi' (soyut veya somut) kanunların Anayasa'ya uygunluğunun genel ve soyut olarak denetlenmesidir. 'Bireysel başvuru' ise, kamu gücünün (kanun, idari işlem, mahkeme kararı) somut bir olayda temel bir hakkı ihlal edip etmediğinin denetimidir. AYM, bireysel başvuruda kural olarak kanunun kendisini değil, somut olaya uygulanışını denetler. Ancak AYM, özellikle 'kanunilik' ilkesi (Anayasa m.2, 13, 38; AİHS m.7) incelemelerinde, bir kanun hükmünün o kadar belirsiz ve öngörülemez olduğuna kanaat getirebilir ki, bu kanunun herhangi bir şekilde uygulanmasının dahi keyfiliğe yol açacağını ve ihlal oluşturacağını kabul edebilir. Bu durumda AYM, kanun hükmünün 'uygulanmasını' değil, bizzat 'varlığını' ve 'niteliğini' sorunlu bularak hak ihlali kararı vermektedir. Bu, bireysel başvuru yoluyla fiili bir 'norm denetimi' yapıldığı eleştirilerine yol açmaktadır. Bu yaklaşım, bir yandan temel hakları belirsiz kanunlara karşı korumak gibi meşru bir amaca hizmet ederken, diğer yandan AYM'nin Anayasa'da ayrı ayrı düzenlenmiş olan yetkilerini iç içe geçirdiği ve yetki alanını 'de facto' genişlettiği şeklinde yorumlanmaktadır. Bu durum, AYM'nin yasama organı ve diğer yüksek mahkemelerle olan ilişkilerinde gerilim yaratma potansiyeli taşımaktadır.