Bir tacirin, şirketinin malvarlığını kaçırmaya yönelik bir dizi muvazaalı işlem yaptığı, ancak bu işlemlerden 6 yıl sonra hakkında iflas kararı verildiği bir durumda, TCK m. 161'deki 'bu hileli tasarruflardan önce veya sonra iflasa karar verilmiş olması halinde' ifadesi, bu tacirin cezai sorumluluğunu nasıl etkiler?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #122519

TCK m. 161'deki bu ifade, hileli tasarrufların zamanlaması ile iflas kararının zamanlaması arasında bir öncelik-sonralık ilişkisi aramadığını göstermektedir. Önemli olan, hileli tasarrufun iflas süreciyle bağlantılı olması ve alacaklıları zarara uğratma kastıyla yapılmasıdır. Fail, iflas etmeden önce, yaklaşan mali sıkıntıyı görerek mallarını kaçırabilir veya iflas kararı verildikten sonra iflas masasına gitmesi gereken malları gizleyebilir. Her iki durumda da suç oluşur. Ancak, ceza hukukunda 'dava zamanaşımı' süresi de dikkate alınmalıdır. Hileli iflas suçunda dava zamanaşımı, suçun işlendiği tarihten, yani hileli tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak suçun bir 'objektif cezalandırılabilme şartı' olan iflas kararı, zamanaşımını durduran veya kesen bir neden değildir. İflasın hileli tasarruftan 6 yıl sonra gerçekleştiği durumda, hileli iflas suçunun temel cezasının üst sınırı 8 yıl olduğundan, TCK m. 66/1-d uyarınca dava zamanaşımı süresi 15 yıldır. Dolayısıyla, hileli tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren 15 yıl geçmediği sürece, iflas kararı 6 yıl sonra verilmiş olsa dahi tacirin cezai sorumluluğu devam eder ve hakkında dava açılabilir.