Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru kararlarının, Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca 'yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı' hükmü karşısında, bir Yargıtay dairesinin AYM'nin hak ihlali ve yeniden yargılama kararının gereğini yerine getirmeyi reddetmesinin 'kuvvetler ayrılığı' ve 'hukuk devleti' ilkeleri açısından yarattığı krizi analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #122499

Bu durum, Türk hukuk sisteminde ciddi bir anayasal kriz anlamına gelir ve 'kuvvetler ayrılığı' ile 'hukuk devleti' ilkelerini temelden sarsar. 1) Hukuk Devleti ve Hukuki Güvenlik: Hukuk devleti, tüm organların Anayasa ve kanunlarla bağlı olduğu, öngörülebilir bir hukuk düzenini ifade eder. Anayasa'nın 153. maddesi, AYM kararlarının kesin ve bağlayıcı olduğunu emreder. Bir yüksek mahkemenin, anayasal denetim yapan ve kararları nihai olan başka bir yüksek mahkemenin kararını 'yerindelik' denetimine tabi tutarak uygulamayı reddetmesi, hukuk hiyerarşisini ve hukuki güvenlik ilkesini yok eder. Bu, kararların kişiye veya duruma göre uygulanıp uygulanmayacağı gibi keyfi bir sonuç doğurur. 2) Kuvvetler Ayrılığı: Yargı erki içinde bir iç savaş ve yetki çatışması yaratır. Anayasa, AYM'ye temel hak ihlallerini son merci olarak denetleme ve giderme yetkisi vermiştir. Yargıtay'ın bu yetkiyi tanımaması, yargı erkinin kendi içinde anayasal düzeni reddetmesi anlamına gelir. Bu durum, yargının bir bütün olarak yasama ve yürütme karşısındaki gücünü ve saygınlığını zayıflatır. 3) Hak Arama Hürriyeti: Bireysel başvuruyu, hak ihlallerine karşı etkili bir yol olmaktan çıkarır. Vatandaşın, en üst düzey yargısal koruma mekanizmasından aldığı kararın dahi uygulanamaması, hak arama hürriyetini anlamsızlaştırır. Sonuç olarak, bu tür bir ret, sadece iki mahkeme arasındaki bir uyuşmazlık değil, Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesini hedef alan, hukuk devletinin temel direklerini sarsan sistemik bir krizdir.