Ceza Genel Kurulu'nun 12.04.2016 tarihli tasarlayarak öldürme kararında, sanık ile maktul arasında olaydan yaklaşık üç ay öncesine dayanan telefon görüşmeleri ve mesajlaşmaların varlığı tespit edilmiştir. Bu durum, 'tasarlama' unsurunun varlığını ispatlamada tek başına yeterli midir, yoksa olayın yakın geçmişi mi daha önemlidir? Karar bu konuda nasıl bir denge kurmuştur?
Bu durum, tasarlamanın varlığını ispatlamada tek başına yeterli değildir; Yargıtay'a göre olayın hemen öncesindeki ve sırasındaki gelişmeler (yakın geçmiş) daha önemlidir. Tasarlamanın oluşabilmesi için suç kararının hiddet veya şiddetli elem hali geçtikten sonra, sükunetle ve sebatla alınması gerekir. Sanık ile maktul arasında geçmişe dayalı bir ilişki veya husumet olması, tek başına tasarlama kastının varlığını göstermez. Bu, sadece bir 'saik' veya 'neden' olabilir. Ceza Genel Kurulu kararında da bu denge gözetilmiştir. Geçmişteki ilişkiye rağmen, mahkemenin odaklandığı nokta, öldürme kararının alındığı andaki ruh halidir. Olaydan bir gün önce yaşanan ve tahrik oluşturan eylem (eşini maktulle uygunsuz görme) ve maktulün bu olayın hemen ardından gece boyunca mesaj atarak tahriki devam ettirmesi, öldürme kararının soğukkanlılıkla değil, devam eden bir öfke ve tehevvür hali içinde alındığını göstermektedir. Dolayısıyla, suçun işlenmesine en yakın zaman dilimindeki olaylar ve sanığın ruh hali, geçmişe dayalı ilişkiden daha belirleyici olmuştur. (Bkz: zulkufarslan.av.tr/tasarlayarak-kasten-oldurme-sucu/)