CMK m. 284'te düzenlenen 'direnme yasağı'nın, CMK m. 307'deki Yargıtay bozmalarına karşı tanınan 'direnme hakkı'ndan farkı nedir? Yazar, bu yasağa rağmen ilk derece mahkemesinin 'bozmadan sonra serbestlik' ilkesi çerçevesinde hareket edebileceğini neden savunmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #121846

İki hüküm arasındaki temel fark, kanun yolu merciinin bozma yetkisinin kapsamından kaynaklanır. Yargıtay, temyiz merci olarak hem usule (CMK m. 289) hem de esasa (CMK m. 288, hukuka aykırılık) ilişkin nedenlerle bozma kararı verebilir. İlk derece mahkemesi, Yargıtay'ın esasa ilişkin değerlendirmesine katılmıyorsa, vicdani kanaatine göre 'direnme hakkı'nı kullanabilir (CMK m. 307/4). Bölge adliye mahkemesi (BAM) ise istinaf merci olarak kural olarak bozma kararı veremez; kendisi yeniden hüküm kurar. Bozma yetkisi, CMK m. 280/1-d uyarınca, CMK m. 289'da sayılan ve (g) ile (h) bentleri hariç tutulan 'mutlak hukuka aykırılık' halleriyle sınırlıdır. Bu bozma nedenleri, esasa değil, yargılamanın usulüne ilişkin ağır hatalardır. Kanun koyucu, bu tür net usul hatalarında bir takdir hakkı veya direnme gereği görmediği için 'direnme yasağı' (CMK m. 284) getirmiştir. Yazar, bu yasağa rağmen 'bozmadan sonra serbestlik' ilkesini savunur çünkü direnme yasağı, BAM'ın işaret ettiği usuli hatayı giderme zorunluluğunu ifade eder, mahkemenin esasa ilişkin vicdani kanaatini bağlamaz. İlk derece mahkemesi, usuli eksikliği (örn. yetkisiz tanık dinlenmesi) giderdikten sonra, dosyadaki delilleri yeniden serbestçe değerlendirerek (Anayasa m. 138) bozma öncesi verdiği kararın aynısını (örn. yine beraat) verebilir. Direnme yasağı, 'usule uyma zorunluluğu' anlamına gelir, 'esasta BAM gibi düşünme zorunluluğu' anlamına gelmez. (Bkz: sen.av.tr/tr/makale/istinaf-bozmasindan-sonra-serbestlik)