Basit yargılama usulü ile ceza kararnameleri arasındaki benzerlik ve farklılıklara rağmen, yazar neden ceza kararnamelerinin tekerrüre esas alınamayacağına dair eski Yargıtay içtihadının basit yargılama usulü için emsal olamayacağını savunmaktadır?
Yazar, iki kurum arasındaki en temel farkın, itiraz sonrası açılan kanun yollarının niteliğinden kaynaklandığını ve bu nedenle eski içtihadın emsal olamayacağını savunmaktadır. Yazara göre; mülga CMUK dönemindeki ceza kararnamesine itiraz edildiğinde açılan duruşma sonucu verilen karara karşı temyiz yolunun açık olup olmadığı tartışmalıydı ve Yargıtay bu yolu kapalı kabul ediyordu. Bu nedenle temyiz denetiminden geçmeyen bir kararı 'hüküm' olarak nitelendirmeyip tekerrüre esas almıyordu. Oysa CMK m. 252'deki basit yargılama usulünde, itiraz üzerine duruşma açılacağı ve bu duruşma sonunda verilecek karara karşı 'genel hükümlere göre' (yani istinaf ve temyiz) kanun yoluna başvurulabileceği açıkça düzenlenmiştir. Bu durum, sanığa, kararının tam bir yargısal denetimden geçmesini sağlama imkanı tanımaktadır. Sanığın bu etkin kanun yolu hakkını kullanmayarak kararı kesinleştirmesi, kararın niteliğini değiştirmez. Karar, tam bir yargısal denetim potansiyeli taşıyan bir 'hüküm'dür. Bu temel farklılık nedeniyle, yazar, ceza kararnameleri için oluşturulan ve kanuni dayanağı zayıf olan eski içtihadın, daha gelişmiş kanun yolu imkanları sunan basit yargılama usulü için emsal teşkil edemeyeceğini savunmaktadır. (Bkz: sen.av.tr/tr/makale/basit-yargılama-usulu-ile-verilen-cezalar-tekerrure-esas-alinir-mi)