Seri yargılama usulü (CMK m. 250) ile basit yargılama usulü (CMK m. 251) arasındaki temel fark, mahkemenin rolü ve kararın niteliği açısından nedir? Yazar, bu farkın tekerrüre esas alınma konusunda neden önemli olduğunu ima etmektedir?
İki usul arasındaki temel fark, mahkemenin rolü ve kararın oluşum sürecidir. Seri yargılama usulünde, esas süreç Cumhuriyet savcısı ile şüpheli arasında yürür. Savcı, belirli şartlar altında cezayı yarı oranında indirerek bir yaptırım belirler ve şüpheli bunu kabul eder. Mahkemenin (asliye ceza) rolü, bu anlaşmayı ve yaptırımı sadece usul ve yasaya uygunluk açısından denetlemek ve bir 'hükme' dönüştürmektir. Mahkeme, esasa ilişkin bir delil tartışması veya ispat faaliyeti yapmaz. Basit yargılama usulünde ise, süreç tamamen mahkemenin kontrolündedir. Mahkeme, dosya üzerinden de olsa, delilleri değerlendirerek bir ispat yargılaması yapar ve vicdani kanaatine göre bir 'hüküm' kurar. Yazar, bu farkın tekerrür açısından önemli olduğunu ima eder çünkü; seri yargılamada mahkemenin rolü sınırlı ve karar bir nevi 'onay' niteliğinde olduğundan, bu yolla verilen mahkumiyetin klasik bir 'hüküm' sayılmayacağı ve tekerrüre esas alınamayacağı daha güçlü bir şekilde savunulabilir. Oysa basit yargılamada, dosya üzerinden de olsa tam bir yargısal faaliyet ve mahkeme tarafından kurulmuş bir 'hüküm' bulunduğundan, bu kararın tekerrüre esas alınması daha makul ve kanuna uygun görünmektedir. (Bkz: sen.av.tr/tr/makale/basit-yargılama-usulu-ile-verilen-cezalar-tekerrure-esas-alinir-mi)