Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/619 E. sayılı kararında, 'maddi gerçeğin şekle feda edilmemesi' gerektiği yönündeki yerel mahkeme direnme gerekçesi neden kabul görmemiştir? Bu karar, usul hukukunda şekil kurallarının rolü hakkında ne gibi bir ilkesel duruş sergilemektedir?
Yerel mahkemenin bu gerekçesi kabul görmemiştir çünkü uyuşmazlık, senede karşı ileri sürülen bir iddiayı (beyaza imzanın kötüye kullanıldığı) konu almaktadır ve bu tür iddiaların ispatı HMK m. 201 (eski HUMK m. 290) uyarınca katı şekil kurallarına bağlanmıştır. Bu iddia ancak başka bir senet (kesin delil) ile ispatlanabilir. 'Maddi gerçeğe ulaşma' amacı, kanun koyucunun hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve ispat kolaylığı gibi nedenlerle özel olarak getirdiği emredici şekil kurallarını ortadan kaldırmak için bir gerekçe olarak kullanılamaz. Hukuk Genel Kurulu'nun kararındaki ilkesel duruş şudur: Hukukun amacı maddi gerçeğe ulaşmak olsa da, bu amaca ulaşma yolu kanun koyucu tarafından belirlenmiş usul hükümleri ile çizilmiştir. Bu usul kurallarından (özellikle senede karşı senetle ispat gibi temel kurallardan) sapmak, uygulamada keyfiliğe ve hukuk güvenliğinin sarsılmasına yol açar. Dolayısıyla, kanunun açıkça şekil şartı aradığı durumlarda, bu şekle uyulması zorunludur ve bu durum 'şeklin öze feda edilmesi' değil, hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. (Bkz: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-205-adi-senetlerin-ispat-gucu.html)