Yazar, ceza yargılamasında görüntü ve ses kayıtlarının duruşmada doğrudan izlenip dinlenmesi yerine kağıda dökümünün esas alınmasını eleştirmektedir. Bu eleştirinin 'delillerin doğrudan doğruyalığı' (vasıtasızlığı) ilkesi açısından hukuki temelini açıklayınız. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 11.02.2020 tarihli kararı bu eleştiriyi nasıl desteklemektedir?
'Delillerin doğrudan doğruyalığı' (vasıtasızlığı) ilkesi, CMK m. 217 uyarınca hakimin, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilmesini ifade eder. Bu ilke, hakimin delille arasına başka bir vasıta (insan, belge vb.) girmeden, doğrudan temas kurmasını gerektirir. Görüntü ve ses kayıtlarının delil olduğu bir durumda, delilin kendisi o kaydın içeriğidir, kağıda yapılmış dökümü veya fotoğrafı değil. Dökümler, içeriği aktaran bir 'vasıta'dır ve eksik, hatalı veya yorum içerebilir. Tonlama, beden dili, görüntüdeki detaylar gibi unsurlar döküme yansımaz. Bu nedenle, sadece döküme dayanarak karar vermek, delilin doğrudan doğruyalığı ilkesini ihlal eder. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 11.02.2020 tarihli kararı, bu eleştiriyi tam olarak desteklemektedir. Kararda, CD'lerin 'taraflar huzurunda duruşmada izlenmesi suretiyle' iddiaların değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek, eksik araştırma ile sadece mağdur beyanına dayalı hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. Bu karar, delilin aslının (CD'nin kendisi) duruşmada ortaya konulup tartışılmasının zorunlu olduğunu ve bunun yapılmamasının bir bozma nedeni olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. (Bkz: sen.av.tr/tr/makale/sanal-gerceklik-gozlugunun-durusmada-kullanılabilirligi)