Aynı eylemi iştirak halinde işleyen sanıklardan biri hakkında verilen 'tasarlayarak öldürme' hükmü onanarak kesinleşmişken, dosyası tefrik edilen diğer sanık hakkında aynı olay nedeniyle daha sonra yapılan yargılamada 'tasarlamanın şartları oluşmadığı' gerekçesiyle bozma kararı verilmesi, yerel mahkeme tarafından 'kararlar arasında çelişki olacağı ve adalete güveni sarsacağı' gerekçesiyle direnmeye konu edilebilir mi? Bu direnmenin hukuki geçerliliğini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #121371

Yerel mahkemenin bu gerekçeyle direnmesi hukuken isabetli değildir. Ceza yargılamasında 'şahsilik' ilkesi esastır. Suçun manevi unsurları, her failin kendi iç dünyası, saiki ve suç anındaki ruhi durumu itibarıyla ayrı ayrı değerlendirilir. Bir suçun iştirak halinde işlenmesi, tüm faillerin aynı manevi unsurla (örneğin tasarlama kastıyla) hareket ettiği anlamına gelmez. Faillerden biri tasarlayarak hareket ederken, diğeri ani bir kararla veya tahrik altında suça katılmış olabilir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin bozma kararında, tefrik edilen sanık açısından, devam eden tahrik nedeniyle tasarlamanın unsurlarının oluşmadığı tespiti yapılmıştır. Bu tespit, diğer sanığın durumuyla ilgili kesinleşen kararı etkilemez veya onunla çelişmez. Her sanığın cezai sorumluluğu kendi kusuruna göre belirlenir. Bu nedenle, yerel mahkemenin, önceki kesinleşmiş kararı emsal göstererek ve kararlar arası çelişki oluşacağı gibi soyut bir gerekçeyle direnmesi, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırıdır. Mahkeme, bozma kararı doğrultusunda, sanığın eylemini kendi özel durumu çerçevesinde yeniden değerlendirmelidir.