HMK'nın 'taleple bağlılık ilkesi' ile 'hakimin davayı aydınlatma ödevi' arasında nasıl bir ilişki ve denge vardır? Yargıtay'ın ziynet alacağı davasına ilişkin kararı bu dengeyi nasıl yansıtmaktadır?
Taleple bağlılık ilkesi (HMK m. 26) ve hakimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) arasında, yargılamanın adil ve doğru bir sonuca ulaşmasını sağlayan bir denge ilişkisi vardır. Taleple bağlılık ilkesi, hakimin tarafların taleplerinin dışına çıkmasını engelleyerek, dava konusunun sınırlarını korur. Hakimin davayı aydınlatma ödevi ise, davanın maddi ve hukuki yönlerinin tam olarak anlaşılması için hakime, belirsiz veya çelişkili hususları açıklatma, eksik delilleri sorma gibi aktif bir rol yükler. Bu iki ilke birbirini tamamlar. Hakim, talep dışına çıkamaz ama talebin içeriğini ve dayandığı delilleri aydınlatmakla yükümlüdür. Metindeki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2015/9527 E. sayılı kararı bu dengeyi güzel bir şekilde yansıtmaktadır. Davacı, ziynet alacağı talebinde bulunmuştur (talep). Hakim bu talebin dışına çıkamaz. Ancak davacı, delil listesinde 'yemin' deliline de dayanmıştır (delil). Davacı, diğer delillerle iddiasını ispatlayamayınca, hakimin, davacının dayandığı bu delili (yemin) kullanma hakkı olduğunu ona hatırlatması, 'davayı aydınlatma ödevi'nin bir gereğidir. Hakim bunu yapmayarak, sadece mevcut delillere göre karar vermiş ve davacının delil olarak ileri sürdüğü bir hakkı kullanmasına imkan tanımamıştır. Yargıtay, hakimin bu pasif tutumunu 'eksik inceleme' sayarak, davayı aydınlatma ödevini yerine getirmediğine ve bu nedenle taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde adil bir karar vermediğine işaret ederek hükmü bozmuştur. (Kaynak: barandogan.av.tr_blog_mevzuat_hmk-madde-229-yemin-etmemenin-sonuclari.html)