Mühürde sahtecilik suçu ile ilgili olarak, 'üretilen sahte mührün aldatma yeteneğine sahip olması' ne anlama gelir ve bu unsurun varlığını kim takdir eder?
Belgede sahtecilik suçlarında olduğu gibi, mühürde sahtecilik suçunda da suçun temel unsurlarından biri, üretilen sahte mührün 'aldatma yeteneğine (iğfal kabiliyetine)' sahip olmasıdır. Aldatma yeteneği, sahte mührün, objektif olarak bakıldığında, ortalama bir kişiyi, mührün basıldığı belgenin veya işlemin gerçekliği konusunda kandırabilecek nitelikte olması demektir. Eğer mühürdeki sahtecilik, ilk bakışta ve özel bir incelemeye gerek kalmaksızın herkes tarafından kolayca anlaşılabilecek kadar bariz ve kaba ise, aldatma yeteneği yok demektir ve bu durumda suçun unsurları oluşmaz. Mührün aldatma yeteneğine sahip olup olmadığının takdiri, metindeki Yargıtay kararlarına da (örn. Yargıtay 8. CD 2017/16971 E. 2017/15217 K.) yansıdığı üzere, münhasıran 'hâkime' aittir. Hâkim, bu değerlendirmeyi yaparken suça konu sahte mührü (veya izini taşıyan belgeyi) bizzat incelemeli, özelliklerini duruşma tutanağına geçirmeli ve gerekirse bilirkişi görüşüne de başvurarak, sahteciliğin aldatıcılık vasfını taşıyıp taşımadığına karar vermelidir. Bilirkişi raporu, hâkimi bağlayıcı değil, takdirine yardımcı bir delildir. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr_makale_muhurde-sahtecilik-sucu-cezasi-tck-202/)