Yargıtay, cinsel suçlarda cezanın ağırlığından kaçınmak için, esasen cinsel istismar olması gereken fiillerin bazen 'sarkıntılık' olarak değerlendirildiğini veya ispat kurallarının aniden sıkılaştırıldığını/gevşetildiğini gözlemlemektedir. Yazar, bu durumu neyin bir yansıması olarak kabul etmektedir ve bu yaklaşım hangi temel hukuk ilkeleri açısından sorunludur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #120231

Yazar, bu durumu 'uygulamada yaşanan sorunların bir yansıması' olarak kabul etmektedir. Bu yaklaşım, mahkemelerin, kanunun öngördüğü ağır cezaları somut olayla orantılı bulmaması veya ispat konusundaki zorluklar nedeniyle, adil olduğuna inandıkları bir sonuca ulaşmak için suçun vasfını değiştirmesi veya ispat standartlarını esnetmesi anlamına gelmektedir. Bu durum, birden çok temel hukuk ilkesi açısından sorunludur: 1) Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi (TCK m. 2): Mahkeme, kanunda açıkça tanımlanan suç tiplerinin unsurlarıyla bağlıdır. Bir fiil cinsel istismarın unsurlarını taşıyorsa, sırf cezası ağır diye daha hafif bir suç olan sarkıntılık olarak nitelendirilemez. Bu, kanunun arkasından dolanmak ve kıyas yasağını ihlal etmektir. 2) Hukuki Güvenlik ve Öngörülebilirlik: İspat kurallarının veya suç vasfının davadan davaya, hakimin sübjektif adalet anlayışına göre değişmesi, hukuki güvenliği ve öngörülebilirliği ortadan kaldırır. 3) Eşitlik İlkesi (Anayasa m. 10): Benzer durumdaki faillere, farklı suç vasıflandırmaları veya ispat standartları nedeniyle farklı muamele yapılması eşitlik ilkesini zedeler. Yazar, bu durumun, kanunların adalet duygusunu tam olarak karşılamadığına inanıldığında ortaya çıkan pratik ancak hukuken sorunlu bir çözüm arayışı olduğunu ima etmektedir. (sen.av.tr/tr/makale/cinsel-suclarda-unsur-ve-ispat-sorunu)