TMK m. 3'te düzenlenen iyiniyetin ispatı konusunda, 'iyiniyetli olmamanın' bir 'itiraz' mı, yoksa bir 'defi' mi olduğu belirtilmektedir. Bu iki kavram arasındaki temel fark nedir ve bu nitelemenin yargılamanın hangi aşamasına kadar ileri sürülebileceği açısından sonucu ne olur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #120137

Metinde, bir kişinin iyiniyetli olmadığının ileri sürülmesinin bir 'defi' değil, bir 'itiraz' olduğu belirtilmektedir. İki kavram arasındaki temel fark şudur: 1) Def'i: Davalının, davacının hakkının varlığını kabul etmekle birlikte, o hakkın kullanılmasını engelleyen özel bir nedene (örneğin zamanaşımı, ödemezlik def'i) dayanan bir savunma aracıdır. Def'iler, hakim tarafından re'sen dikkate alınmaz, mutlaka taraflarca süresi içinde ileri sürülmesi gerekir. 2) İtiraz: Bir hakkın doğumuna veya varlığına engel olan bir olgunun ileri sürülmesidir. Hakkın temelden mevcut olmadığını iddia eder. İtirazlar, kamu düzenine ilişkin kabul edildiğinden, hakim tarafından davanın her aşamasında re'sen dikkate alınabilir ve taraflarca da her zaman ileri sürülebilir. İyiniyetli olmamanın bir 'itiraz' olarak nitelendirilmesinin sonucu, bunun yargılamanın herhangi bir aşamasında (cevap süresi geçse bile, hatta temyiz aşamasında dahi) karşı tarafça ileri sürülebilmesi ve hakim tarafından da, dosyaya sunulan delillerden kişinin kötü niyetli olduğu anlaşılıyorsa, talep olmasa bile re'sen dikkate alınması gerektiğidir. (barandogan.av.tr/blog/medeni-hukuk/iyiniyet-nedir-mk.html)