UCM Savcısı, tam bir tarafsızlık içinde hareket etmekle yükümlüdür (Roma Statüsü m. 42/7). Bu ilkenin, Türk ceza muhakemesi hukukundaki savcının konumuyla (CMK m. 160/2) karşılaştırıldığında temel farkı nedir? Metinde bu konuda Türk uygulamasına yönelik ne gibi bir eleştiri getirilmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #120095

İki sistem arasındaki temel fark, ilkenin pozitif hukukta açıkça düzenlenip düzenlenmemesi ve uygulamadaki yansımasıdır. Roma Statüsü, savcının 'tam bir tarafsızlık' içinde hareket etmesi gerektiğini açıkça bir norm olarak düzenlemiştir. Türk hukukunda ise CMK m. 160/2, savcının 'şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplamakla' yükümlü olduğunu belirterek, objektif bir rol üstlenmesini öngörür. Bu, dolaylı olarak bir tarafsızlık gerekliliği içerse de, metinde de belirtildiği gibi, 'pozitif hukukumuzda savcıların tarafsız olduklarına dair açık bir düzenleme mevcut değildir'. Metinde Türk uygulamasına yönelik getirilen eleştiri ise, bu lehe delil toplama yükümlülüğünün pratikte genellikle isteksizce yerine getirildiği, savcıların daha çok iddia makamı olarak aleyhe delillere odaklandığı yönündedir. UCM sisteminde ise tarafsızlık, sadece bir yükümlülük değil, aynı zamanda savcının çekilmesinin talep edilebilmesi gibi mekanizmalarla güvence altına alınmış temel bir prensiptir. (barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/uluslararasi-ceza-mahkemesi-savciliginin-sorusturma-yetkisi.html)