Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru kararlarının 'subjektif' ve 'objektif' olmak üzere iki temel işlevi bulunmaktadır. Bu iki işlev arasındaki temel fark nedir ve bu işlevler, 'bireysel başvurunun ikincilliği (tali niteliği)' ilkesiyle nasıl bir ilişki içindedir?
Kararların 'subjektif işlevi', bireysel başvuruya konu somut olayda, başvurucunun temel hak ve özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğini tespit etmek ve bu ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak giderimlere (yeniden yargılama, tazminat vb.) hükmetmektir. Bu işlev, doğrudan başvuran kişiye yöneliktir. Kararların 'objektif işlevi' ise, daha genel bir nitelik taşır; Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklere ilişkin hükümlerini yorumlamak ve bu yorumlar aracılığıyla benzer gelecekteki ihlallerin önlenmesi için tüm kamu makamlarına ve özellikle derece mahkemelerine yol göstermektir. Bu işlev, tüm hukuk sistemine yöneliktir. Bu iki işlev, 'ikincillik ilkesi' ile yakından ilişkilidir. İkincillik ilkesi, temel hakların korunmasında asli görevin derece mahkemelerine ait olduğunu, Anayasa Mahkemesi'nin ise bu yollar tüketildikten sonra devreye giren ikincil bir denetim mercii olduğunu ifade eder. AYM'nin objektif işlevi, yani yaptığı anayasal yorumlar, derece mahkemelerinin hakları ilk elden ve Anayasa'ya uygun şekilde korumasını sağlayarak bireysel başvuruya gelinmesini önlemeyi hedefler. Derece mahkemeleri AYM'nin objektif etkiye sahip kararlarını dikkate almazsa, benzer tüm uyuşmazlıklar AYM önüne taşınır ve bu durum ikincillik ilkesini işlevsiz kılar. (www.zulkufarslan.av.tr/yargilamanin-yenilenmesi-talebinin-reddi/, § 45-47)