5271 sayılı CMK m. 253/19'un Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 'Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz' hükmünün, 'ölçülülük' ilkesi açısından neden Anayasa'ya aykırı bulunduğunu açıklayınız. Özellikle uzlaşma anında henüz ortaya çıkmamış veya öngörülemeyen zararlar bu değerlendirmede nasıl bir rol oynamıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #120005

Anayasa Mahkemesi, bu hükmü 'ölçülülük' ilkesi yönünden Anayasa'ya aykırı bulmuştur. Ölçülülük ilkesi, getirilen sınırlamanın, verfolgen edilen meşru amaç için 'gerekli', 'elverişli' ve 'orantılı' olmasını gerektirir. İptal edilen hükmün amacı, usul ekonomisini sağlamak ve taraflar arasındaki uyuşmazlığı tamamen bitirmektir. Ancak AYM, bu amacın gerçekleştirilmesi için seçilen aracın (tazminat davası açma hakkını tamamen ortadan kaldırma) orantısız olduğuna karar vermiştir. Bunun temel nedeni, uzlaşma anında mağdurun tüm zararlarının ortaya çıkmamış veya öngörülebilir olmamas ihtimalidir. Özellikle trafik kazası veya iş kazası gibi durumlardan kaynaklanan ve uzlaşmaya tabi suçlarda, maluliyet gibi zararların boyutu aylar veya yıllar sonra kesinleşebilir. Mağdur, uzlaşma anında bu gelecekteki zararını bilmeden, düşük bir edim karşılığında uzlaşarak gelecekte doğacak çok daha büyük bir tazminat hakkından feragat etmek zorunda bırakılmaktaydı. Bu durum, mağdurun hak arama hürriyetine (Anayasa m. 36) ölçüsüz bir müdahale teşkil ettiği için Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. (sen.av.tr/tr/makale/anayasa-mahkemesinin-itiraz-yoluyla-iptal-davasinda-taleple-bagliligi)