Cinsel suçların ispatında mağdur beyanının 'yegane veya belirleyici delil' olduğu durumlarda, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi ile mağdurun korunması ihtiyacı arasında nasıl bir denge kurulmalıdır? Metinlerdeki tartışmalara göre, Yargıtay'ın 'hayatın olağan akışına uygunluk' veya 'suçlayıcı istikrarlı beyan' gibi kriterleri tek başına mahkumiyet için yeterli görmesi, CMK m. 217 ve Anayasa m. 138 açısından ne gibi sorunlar yaratmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #119984

Bu durum, ceza yargılamasının en hassas dengelerinden birini oluşturur. Cinsel suçların genellikle tanık olmadan, iki kişi arasında ve somut delil bırakmadan işlenmesi, mağdur beyanını merkezi bir konuma getirir. Ancak, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi ve masumiyet karinesi, mahkumiyetin varsayımlara değil, kesin ve inandırıcı delillere dayanmasını gerektirir. Yargıtay'ın zaman zaman başvurduğu 'hayatın olağan akışına uygunluk' veya 'suçlayıcı istikrarlı beyan' gibi kriterler, maddi gerçeğe ulaşmada birer araç olsa da, tek başlarına mahkumiyet için yeterli görülmemelidir. Bu tür kriterlerin sübjektif ve yoruma açık olması, somut delillerle desteklenmediğinde hatalı mahkumiyetlere yol açma riski taşır. Bu durum, CMK m. 217'nin 'Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir' ve Anayasa m. 138'in mahkemelerin 'Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre' hüküm kuracakları ilkesiyle çelişir. Çünkü vicdani kanaat, delillerin hukuka uygun bir şekilde rasyonel değerlendirilmesiyle oluşur, delil yerine ikame edilemez. Metinde de belirtildiği gibi, mağdur beyanı yegane delil ise, mutlaka yan delillerle (tanık, HTS kayıtları, uzman raporları, sanığın çelişkili beyanları vb.) desteklenmesi, beyanın kendi içindeki ve diğer delillerle olan tutarlılığının test edilmesi gerekir. Aksi halde, ispat külfeti fiilen sanığa yüklenmiş ve masumiyet karinesi ihlal edilmiş olur. (sen.av.tr/tr/makale/cinsel-suclarda-unsur-ve-ispat-sorunu)