Bir hükümlü, infaz kurumunda yasak olduğunu bildiği, TCK m. 297/2-b kapsamında 'saldırı aracı' sayılabilecek ucu sivriltilmiş bir kaşığı, başka bir hükümlüden ödünç alarak sadece yemeğini yemek için kullanmış ve hemen iade etmiştir. Bu eylem TCK m. 297/2'deki suçu oluşturur mu?
Bu durum, suçun manevi unsuru olan 'kast' açısından tartışmalıdır. TCK m. 297/2, yasak eşyayı 'sokan, bulunduran veya kullanan' kişiyi cezalandırır. Sanık, yasak bir eşyayı 'kullanmıştır'. Ancak, ceza sorumluluğu için failin, fiilinin tüm unsurlarını bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekir. Sanığın amacı, bu aleti bir saldırı aracı olarak değil, sadece yemek yeme aracı olarak kullanmaktır. Bu durumda, sanığın kastının, eşyanın 'saldırı aracı olma' niteliğine yönelik olmadığı savunulabilir. Yani sanık, bir kaşık kullandığını düşünmektedir, bir silah değil. Bu, TCK m. 30'daki 'maddi unsurda hata' kapsamında değerlendirilebilir. Fail, fiilin kanuni tanımındaki 'saldırı ve savunma aracı olma' niteliğinde hataya düşmüştür. Eğer mahkeme, sanığın amacının gerçekten de sadece yemek yemek olduğuna ve eşyanın yasak niteliğini bilerek hareket etmediğine kanaat getirirse, kastın yokluğu nedeniyle beraat kararı verebilir. Ancak, bu tür bir aleti elinde tutmanın başlı başına bir tehlike yarattığı ve sanığın bunu bilmesi gerektiği yönünde bir yorumla, en azından 'bulundurma' kastıyla hareket ettiği kabul edilerek mahkumiyet kararı verilmesi de mümkündür. Bu, hakimin takdirine bağlı bir durumdur.