Ceza Genel Kurulu'nun 2018/540 sayılı kararında, TCK m. 184/4'teki coğrafi sınırlama tartışılırken, İmar Kanunu'ndaki 'belediye sınırları' ve 'mücavir alan' kavramları arasındaki farka dikkat çekilmiştir. Bu farkın, imar kirliliği suçunun unsurları açısından önemini açıklayınız.
Bu fark, imar kirliliği suçunun 'yer' unsurunun oluşup oluşmaması açısından hayati bir öneme sahiptir. Ceza Genel Kurulu'nun kararında da vurgulandığı gibi, İmar Kanunu, bu iki kavramı bilinçli olarak ayrı ayrı düzenlemiştir. 'Belediye sınırları', bir belediyenin hukuken ve idari olarak tam yetkili olduğu coğrafi alanı ifade eder. 'Mücavir alan' ise, belediye sınırlarına bitişik veya yakın olan, ancak bu sınırlar dışında kalan ve sadece imar mevzuatı açısından belediyenin kontrol ve denetimine bırakılmış alanlardır. TCK m. 184/4, suçu sadece 'belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde' işlenmesi halinde cezalandıracağını açıkça belirtmiştir. Kanun metninde 'mücavir alan' ifadesine yer verilmemiştir. Ceza hukukundaki kanunilik ve kıyas yasağı ilkeleri gereği, kanunda açıkça sayılmayan mücavir alanlar, yorum yoluyla suç kapsamına dahil edilemez. Dolayısıyla, ruhsatsız bir yapı mücavir alanda yapılmışsa ve bu alan aynı zamanda özel bir imar rejimine (sit alanı, turizm bölgesi vb.) de tabi değilse, TCK m. 184'teki suçun 'yer' unsuru oluşmadığından fiil suç teşkil etmez.