Bir sanık hakkında hem imar kirliliğine neden olma (TCK m. 184/1) hem de 2863 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından verilen mahkumiyet kararı, Yargıtay tarafından 'suça konu yerin sit alanı olup olmadığının tespiti ile sonucuna göre 2863 sayılı Kanun'a aykırılıktan suç duyurusunda bulunulması, açılması halinde davaların birleştirilmesi' gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Bu bozma kararının arkasındaki usul hukuku ilkesi nedir?
Bu bozma kararının arkasındaki temel usul hukuku ilkeleri 'delillerin birlikte değerlendirilmesi' ve 'usul ekonomisi'dir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2015/13802 E. sayılı kararında da benzer bir durum söz konusudur. Sanığın tek bir eylemi (ruhsatsız inşaat), potansiyel olarak iki farklı suçu (imar kirliliği ve sit alanına müdahale) oluşturmaktadır. Bu durumda, her iki suç iddiasının da aynı yargılama içinde, aynı delillerle ve birlikte değerlendirilmesi, maddi gerçeğin daha sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarılmasını sağlar. Ayrı ayrı yargılamalar yapılması, çelişkili kararların çıkmasına, aynı delillerin tekrar tekrar toplanmasına ve yargılamanın uzamasına neden olabilir. Bu nedenle Yargıtay, mahkemeden öncelikle 2863 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan bir soruşturma yapılması için suç duyurusunda bulunmasını, eğer bu soruşturma sonucunda bir dava açılırsa, mevcut imar kirliliği davası ile bu yeni davanın CMK m. 8 ve devamı uyarınca 'birleştirilmesini' ve tüm delillerin bir arada değerlendirilerek tek bir hüküm kurulmasını istemektedir. Bu, adil ve etkin bir yargılama için zorunludur.