TCK m. 184/5'teki etkin pişmanlık hükmü, Anayasa'nın eşitlik ilkesi açısından bir sorun yaratabilir mi? Örneğin, imar planı nedeniyle yapısını ruhsata uygun hale getiremeyen bir kişi ile getirebilen bir kişi arasında neden bir ayrım yapılmaktadır?
Bu durum, ilk bakışta Anayasa'nın eşitlik ilkesi (madde 10) açısından bir sorun gibi görünebilir. Ancak bu ayrım, keyfi bir ayrım değil, objektif ve makul bir nedene dayanmaktadır. Etkin pişmanlık kurumunun temel felsefesi, suçun yarattığı haksız sonucun 'fiilen' ortadan kaldırılmasıdır. İmar kirliliği suçunda haksız sonuç, imar düzenine aykırı bir yapının varlığıdır. Bu sonucun ortadan kaldırılması ise yapının yıkılması veya hukuka uygun hale getirilmesidir. Bir sanığın yapısı, imar planına göre yapılaşmaya uygun bir alandaysa, bu sonucu ortadan kaldırma imkanına sahiptir. Diğer sanığın yapısı ise, yeşil alan veya yol gibi yapılaşmaya kapalı bir alandaysa, bu sonucu ortadan kaldırma imkanına hukuken ve fiilen sahip değildir. Kanun koyucu, etkin pişmanlığı sadece bir niyet beyanına değil, somut bir neticenin gerçekleşmesine bağlamıştır. Bu nedenle, 'hukuki durumu aynı olanlar' arasında bir ayrım yapılmamaktadır. Hukuki durumları (yapının bulunduğu yerin imar durumu) farklı olan kişilere farklı muamele yapılması, eşitlik ilkesinin ihlali olarak kabul edilmez. Bu, 'hukuki imkansızlık'tan kaynaklanan objektif bir farklılıktır.