Meşru müdafaada bulunan bir kişinin, saldırganı etkisiz hale getirdikten sonra, saldırganın başında beklemesi veya olay yerinden ayrılmasını engellemesi 'sınırın aşılması' olarak değerlendirilebilir mi?
Evet, değerlendirilebilir. Meşru müdafaanın amacı, haksız bir saldırıyı 'defetmek', yani durdurmak ve tehlikeyi ortadan kaldırmaktır. Saldırgan etkisiz hale getirildiğinde (örneğin yere düşürüldüğünde, silahı elinden alındığında) ve artık bir tehlike arz etmediğinde, 'saldırı' sona ermiş sayılır. Bu andan itibaren yapılan her eylem, savunma amacını aşar. Saldırganın başında beklemek, onu alıkoymak veya kaçmasını engellemek, savunma değil, 'faili yakalama' veya 'hakkını kendi gücüyle koruma' (ihkak-ı hak) niteliği taşıyabilir. Bu eylemler, orantısız güç içerirse kasten yaralama veya kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi ayrı suçlar oluşturabilir. Dolayısıyla, saldırı bittikten sonraki eylemler, meşru müdafaa sınırlarının kasten aşılması olarak kabul edilir ve TCK m. 27/2'deki (korku, panik, telaş) mazur görülebilir hal kapsamına da girmez.