5275 sayılı İnfaz Kanunu'nun 37. maddesi, disiplin cezalarının uygulanabilmesi için hükümlünün davranışının 'kusurlu olarak' ihlal edilmiş olmasını aramaktadır. Bu 'kusur' şartı, disiplin hukukunda kast ve taksir ayrımı açısından ne anlama gelir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #116880

Bu 'kusur' şartı, disiplin hukukunda, bir fiilin cezalandırılabilmesi için objektif olarak kuralın ihlal edilmesinin yeterli olmadığını, failin sübjektif olarak da bu ihlalden sorumlu tutulabilmesi gerektiğini ifade eder. Yani, 'objektif sorumluluk' ilkesi reddedilmiştir. Bu kusur, ceza hukukundaki gibi 'kast' veya 'taksir' şeklinde ortaya çıkabilir: - **Kast:** Hükümlü, bir kuralı bilerek ve isteyerek ihlal eder. Örneğin, bilerek bir görevliye hakaret eder veya yasak bir eşyayı içeri sokar. - **Taksir:** Hükümlü, kuralın ihlaliyle sonuçlanacak bir neticeyi istemese de, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak bu sonuca neden olur. Örneğin, kendisine verilen bir aleti dikkatsiz kullanarak kırar veya temizlik görevini ihmal ederek bir kazaya neden olur. Disiplin hukuku, genellikle ceza hukuku kadar katı bir kast-taksir ayrımı yapmaz ve kuralın kusurlu (kasti veya taksirli) bir davranışla ihlal edilmiş olmasını yeterli görür. Ancak, fiilin kasten mi yoksa taksirle mi işlendiği, disiplin kurulunun TCK m. 37/1'deki 'eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre' ceza tayin ederken dikkate alacağı önemli bir takdir unsurudur. Kasten işlenen bir ihlale, taksirle işlenene göre daha ağır bir ceza verilecektir. (Bkz: İnfaz Kanunu m. 37/1)