Bir davada, borçlunun 'imza inkârı' ile 'sahtelik iddiası' arasında nasıl bir fark vardır ve bu fark ispat yükü açısından bir değişiklik yaratır mı?
İmza inkârı ile sahtelik iddiası arasında önemli bir fark vardır: - **İmza İnkârı:** Borçlu, senet üzerindeki imzanın 'kendi eli ürünü olmadığını' ileri sürer. Yani, 'bu imzayı ben atmadım' der. Bu durumda, imzanın borçluya ait olduğunu ispat yükü, senedi elinde bulunduran 'alacaklıya' aittir. Alacaklı, imzanın borçluya ait olduğunu ispatlayamazsa, dava reddedilir. - **Sahtelik İddiası:** Borçlu, senet üzerindeki imzanın kendisine ait olduğunu 'kabul etmekle birlikte', senedin metin kısmının sonradan, kendi iradesi dışında veya anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu (tahrifat, açık senedin kötüye kullanılması) ileri sürer. Yani, 'imza benim ama üstündeki yazı benim rızamla yazılmadı' der. Bu durumda, borçlu bir 'iddiada' bulunduğu için, senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğunu veya sahte olduğunu ispat yükü, bu iddiayı ileri süren 'borçluya' aittir. Dolayısıyla, borçlunun savunmasının niteliği, ispat yükünün hangi tarafta olduğunu belirlemede kilit bir rol oynar. (Bu bilgi, metinlerdeki HMK m. 211 ve ilgili Yargıtay kararlarının genel mantığından çıkarılabilecek bir yorumdur.)