Anayasa m.10'da yer alan 'Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.' hükmü, 'pozitif ayrımcılık' ilkesini nasıl düzenlemektedir ve İstanbul Sözleşmesi bu ilke ile uyumlu mudur?
Bu hüküm, 'pozitif ayrımcılık' veya 'fiili eşitliği sağlama' ilkesini anayasal bir temel kavuşturmaktadır. Eşitlik ilkesi, sadece hukuk önünde soyut bir eşitliği değil, aynı zamanda sosyal hayatta fiilen dezavantajlı konumda olan grupların (somut olarak kadınların) bu dezavantajlarını gidermek için devletin özel önlemler almasını da gerektirir. Anayasa'nın son cümlesi, bu amaçla (kadın-erkek eşitliğini fiilen sağlamak amacıyla) alınacak özel tedbirlerin, genel 'eşitlik ilkesine aykırı olduğu' şeklinde yorumlanamayacağını açıkça belirtir. Yani, kadınları korumaya veya güçlendirmeye yönelik özel düzenlemeler, erkekler aleyhine bir ayrımcılık olarak değerlendirilemez. İstanbul Sözleşmesi, temel amacı 'kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti' önlemek ve kadınları bu şiddete karşı özel olarak korumak olduğu için, Anayasa'nın öngördüğü bu pozitif ayrımcılık ilkesiyle tam bir uyum içindedir. Sözleşme, devletin 'eşitliğin yaşama geçmesini sağlama' yükümlülüğünün somut bir aracıdır. (Bkz: sen.av.tr/tr/makale/istanbul-sozlesmesinin-feshinin-hukukiligi-tartismasi; Anayasa m. 10)