Bir kişinin 'antisosyal kişilik bozukluğu' tanısıyla tedavi görmüş olması, işlediği bir suçta TCK m. 32'nin (akıl hastalığı) uygulanması için tek başına yeterli bir sebep midir?
Hayır, tek başına yeterli bir sebep değildir. 'Antisosyal kişilik bozukluğu' gibi kişilik bozuklukları, tıp biliminde birer psikiyatrik tanı olsalar da, ceza hukuku açısından otomatik olarak TCK m. 32 kapsamında bir 'akıl hastalığı' olarak kabul edilmezler. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bir sanığın cezai ehliyetinin azaldığının veya ortadan kalktığının kabulü için, sahip olduğu psikiyatrik bozukluğun, 'suç işlediği sırada', fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğini 'tamamen ortadan kaldırması' veya 'önemli derecede azaltması' gerekir. Birçok kişilik bozukluğu, kişinin algılama ve irade yeteneklerini bu düzeyde etkilemez. Bu nedenle, 'antisosyal kişilik bozukluğu' tanısı olan bir sanık hakkında dahi, mahkemenin Adli Tıp Kurumu'ndan, bu bozukluğun suç anındaki cezai ehliyetine etkisinin ne düzeyde olduğunu belirten bir rapor alması ve kararını bu rapora göre vermesi gerekir. Tanının varlığı, tek başına TCK m. 32'nin uygulanmasını gerektirmez. (Bkz: Yargıtay 6. CD, K.T.: 3.5.2011, 2010/25993 E, 2011/6572 K.)