Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin E. 2016/30795 sayılı kararında, mahkemenin imza inkârı üzerine doğrudan borçlu şirket yetkilisine meşruhatlı davetiye göndererek gelmediği gerekçesiyle itirazı reddetmesi neden 'yasanın öngördüğü usule uyulmaması' olarak değerlendirilmiştir?
Bu durum, mahkemenin HMK m. 211/b'de öngörülen ve İİK m. 68/a yoluyla icra mahkemeleri için de geçerli olan usuli sırayı atlaması nedeniyle 'usule aykırılık' olarak değerlendirilmiştir. Yasanın öngördüğü usul şudur: 1. Mahkeme, öncelikle imza inkârında bulunan tarafın bildirdiği veya re'sen tespit ettiği resmi kurumlardan, karşılaştırmaya elverişli imza örneklerini (medar-ı tatbik imzalar) getirtmelidir. 2. Bu belgelerle birlikte dosyayı bilirkişiye göndererek bir rapor almalıdır. 3. Bilirkişi, bu temin edilen belgeleri 'yetersiz' bulursa, o zaman mahkemeden borçlunun huzurda imza ve yazı örneklerinin alınmasını talep edebilir. 4. Ancak bu aşamadan sonra, borçluya 'gelmediği takdirde imza inkârından vazgeçmiş sayılacağı' meşruhatını içeren bir davetiye çıkarılabilir. Somut olayda mahkeme, ilk iki adımı (resmi kurumlardan imza örneği getirtme ve bilirkişiye gönderme) tamamen atlayarak, doğrudan son adıma (meşruhatlı davetiye) geçmiştir. Bu, kanunun öngördüğü hiyerarşik ve güvenceli usulün ihlali anlamına geldiği için karar bozulmuştur. (Bkz: Yargıtay 12. HD E. 2016/30795 K. 2017/3473)