YCGK E. 2016/193 sayılı kararda, iftira suçunun oluşabilmesi için aranan 'doğrudan kast' ve 'özel kast' unsurları, sanığın eyleminin anayasal şikayet hakkı kapsamında kalması durumunda nasıl etkilenir?
Sanığın eyleminin anayasal şikayet hakkı (Anayasa m. 74) kapsamında kaldığının kabulü, iftira suçunun (TCK m. 267) her iki kast unsurunun da oluşmadığı anlamına gelir. Bu durum şu şekilde etkilenir: 1. **Doğrudan Kastın Yokluğu:** İftira suçunun maddi unsuru, 'işlemediğini bildiği halde' bir kimseye hukuka aykırı fiil isnat etmektir. Bu, sanığın, isnat ettiği kişinin masum olduğunu 'kesin olarak bilmesini' gerektirir (doğrudan kast). Oysa sanık, anayasal şikayet hakkını kullanırken, maddi vakıalara dayalı bir 'şüphe' veya 'inanç' ile hareket etmektedir. Kişinin masum olduğunu bilmemekte, aksine suçlu olabileceğinden şüphelenmektedir. Bu durum, doğrudan kast unsurunu ortadan kaldırır. 2. **Özel Kastın Yokluğu:** İftira suçunun özel kastı, 'hakkında soruşturma veya kovuşturma başlatılmasını sağlamak' amacıyla hareket etmektir. Anayasal şikayet hakkını kullanan bir kişinin amacı ise, masum birine zarar vermek değil, bir yolsuzluğun veya haksızlığın araştırılmasını, kamu gücünün denetlenmesini ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlamaktır. Amaç, kişisel değil, kamusaldır veya bir hakkın korunmasıdır. Bu da özel kast unsurunun oluşmadığını gösterir. Dolayısıyla, şikayetin anayasal hak kapsamında kabulü, iftira suçunun manevi unsurunu tamamen ortadan kaldırır. (Bkz: YCGK E. 2016/193 K. 2019/351)