Bir kişinin güvenlik soruşturmasının, sadece FETÖ/PDY ile müzahir bir bankada hesabının bulunması nedeniyle olumsuz sonuçlanması, masumiyet karinesi (Anayasa m. 38/4) açısından nasıl bir sorun teşkil eder?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #116815

Masumiyet karinesi, bir kişinin suçluluğu kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar masum sayılması gerektiğini ifade eder. Bu ilke, sadece ceza yargılaması için değil, kişinin itibarını ve haklarını etkileyen tüm idari işlemler için de geçerlidir. Bir kişinin, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun denetiminde yasal olarak faaliyet gösteren bir bankada hesabının olması, tek başına bir suç veya yasa dışı bir faaliyet değildir. Kişinin bu bankadaki hesabının, örgüt liderinin talimatı üzerine örgüte destek amacıyla kullanıldığına dair somut, kişisel ve güncel delillerle desteklenmeyen, sadece 'hesap varlığına' dayalı bir 'irtibat/iltisak' tespiti, kişiyi bir suç örgütüyle peşinen ilişkilendirmek ve onu 'şüpheli' konumuna sokmak anlamına gelir. Bu durum, hakkında hiçbir yargı kararı olmayan bir kişiyi, kesinleşmiş bir mahkumiyet olmaksızın suçluymuş gibi bir muameleye tabi tutmak ve haklarından (kamu hizmetine girme hakkı) mahrum bırakmak sonucunu doğurur ki, bu da masumiyet karinesinin özüne aykırıdır. Anayasa Mahkemesi'nin Hatice Öztürk kararındaki gerekçeler de bu ilkeyle paralellik arz etmektedir. (Bkz: Anayasa Mahkemesi, Hatice Öztürk Başvurusu, B. No: 2019/26719; Anayasa m. 38/4)