Hükümlünün, ceza infaz kurumuna Tüzük ile yasaklanmış ancak 5275 sayılı Kanun'da veya TCK'da açıkça sayılmamış bir maddeyi (örneğin alkol) sokması, Anayasa Mahkemesi'nin İnfaz Kanunu m. 48/1'i iptal etme gerekçesi ışığında, nasıl bir disiplin hukuku sorunu yaratmaktaydı ve bu sorun kanun koyucu tarafından nasıl aşılmaya çalışılmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #116766

AYM'nin İnfaz Kanunu m. 48/1'i iptal etmesinden önce, bu tür eylemler 'kanunda tanımları yapılmamış olan eylemler, nitelik ve ağırlıkları bakımından bunlara benzediklerinde, aynı maddelerdeki disiplin cezaları ile karşılanırlar' şeklindeki kıyas hükmüyle cezalandırılıyordu. Bu durum, kanunilik ilkesine aykırı olduğu için iptal edildi. İptal sonrası, kanunda açıkça sayılmayan (örneğin m. 44/3-g'de alkol sayılmaz) ancak tüzükle yasaklanmış eylemlerin nasıl cezalandırılacağı bir sorun haline gelmişti. Kanun koyucu, bu sorunu aşmak için kanun maddelerini daha detaylı hale getirme yoluna gitmiştir. Örneğin, 5275 sayılı Kanun'un 44/2-g maddesi '...Kanuna uygun olarak yasaklanmış bulunan her türlü eşya, araç, gereç veya malzemeyi ceza infaz kurumlarına sokmak, bulundurmak, kullanmak' şeklinde bir düzenleme içerir. Bu bent, doğrudan kanunda sayılmasa da, kanuna dayanılarak (örneğin Tüzük ile) yasaklanmış eşyaları da kapsayacak şekilde yorumlanarak, kıyas yasağını ihlal etmeden bu tür eylemlerin yaptırıma bağlanmasına olanak tanımaktadır. Yargıtay 19. CD'nin E. 2015/16141 sayılı kararı da bu yoruma işaret etmektedir. (Bkz: Yargıtay 19. CD E. 2015/16141 K. 2015/4561)