CMK m. 101/2'de tutuklama kararının şüpheliye 'sözlü olarak bildirilmesi' öngörülürken, Anayasa m. 19/4'te 'herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal' bildirilmesi düzenlenmiştir. Bu iki norm arasındaki ilişkiyi ve uygulamada nasıl birleştirilmesi gerektiğini yorumlayınız.
Bu iki norm birbiriyle çelişmez, birbirini tamamlar. CMK m. 101/2, kararın tefhim anındaki usulünü, yani yüz yüzelik ilkesi gereği kararın sonucunun ve temel gerekçelerinin şüpheliye anında sözlü olarak duyurulmasını ifade eder. Bu, şüphelinin anında bilgi sahibi olmasını sağlar. Anayasa m. 19/4 ise daha geniş bir güvence sunar; kararın esas olarak 'yazılı' olmasını ve bu yazılı metnin (gerekçeli tutuklama kararı) şüpheliye verilmesini temel kural olarak benimser. 'Hemen mümkün olmaması halinde sözlü' ifadesi, CMK'daki tefhim anını karşılar. Dolayısıyla uygulama şöyle olmalıdır: Hâkim, sorgu sonunda kararını şüpheliye CMK m. 101/2 uyarınca sözlü olarak tefhim eder. Ardından, Anayasa m. 19/4 gereği, bu kararın gerekçelerini içeren yazılı tutanağın bir sureti en kısa sürede şüpheliye veya müdafiine verilir. Bu, hem anında bilgi edinme hakkını hem de karara karşı etkili bir itiraz yolu kullanabilmek için gerekçeleri öğrenme hakkını temin eder. (Bkz: sen.av.tr/tr/makale/tutuklama-kararinin-yuze-karsi-verilmesi; Anayasa m. 19/4; CMK m. 101/2)