Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin bir davada, davalı eşin devrettiği malın artık değere eklenecek bir değer (TMK m. 229) oluşturduğu ve bu devirden yararlanan üçüncü kişinin de davaya dahil edildiği bir durumda, mahkemenin üçüncü kişi hakkındaki davayı HMK m. 167 uyarınca ayırması ve HMK m. 165 uyarınca bekletici sorun yapması neden gereklidir? Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin E. 2015/11338, K. 2017/2301 sayılı kararının mantığını açıklayınız.
Bu gereklilik, TMK m. 241'de düzenlenen üçüncü kişilerin sorumluluğunun 'ikincil' nitelikte olmasından kaynaklanır. Üçüncü kişiye karşı dava açılabilmesinin koşulu, tasfiye borçlusu olan eşin malvarlığının veya terekesinin, hükmedilen katılma alacağını karşılamaya 'yetmemesidir'. Bu yetmezlik durumu ise ancak alacaklı eşin, borçlu eş aleyhine aldığı ilamı icraya koyması ve aciz vesikası alması gibi işlemlerle, yani tahsil sürecinin sonunda belli olur. Yargıtay'ın belirttiği gibi, tasfiye davası aşamasında üçüncü kişinin borçtan sorumlu tutulması usulen yanlıştır. Bu nedenle mahkeme, HMK m. 167 uyarınca üçüncü kişiye karşı açılan davayı ayırmalı ve ayrı bir esasa kaydetmelidir. Ardından, HMK m. 165 uyarınca, bu ayrılan davada, asıl davada borçlu eşten alacağın tahsil edilip edilememesini 'bekletici sorun' yapmalıdır. Böylece usul ekonomisi sağlanırken, TMK m. 241'deki sorumluluk hiyerarşisine de uyulmuş olur. (Bkz: HMK m. 167, m. 165; TMK m. 229, m. 241; Yargıtay 8. HD E. 2015/11338 K. 2017/2301)