Bir işçilik alacağı davasında, davalı vekilinin ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı def'inde bulunabilmesi için HMK'nın yürürlüğe girmesinden (01.10.2011) önceki ve sonraki usul kuralları arasındaki temel fark nedir? Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2013/30780 K. sayılı kararında bu fark nasıl ortaya konmuştur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #116563

Islaha karşı zamanaşımı definin ileri sürülme usulü, 1086 sayılı HUMK ile 6100 sayılı HMK dönemlerinde önemli ölçüde farklılaşmıştır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin E. 2011/43849, K. 2013/30780 sayılı kararında da bu farka işaret edilmiştir: 1) 1086 sayılı HUMK Dönemi (01.10.2011 öncesi): Bu dönemde, yazılı yargılama usulünde ikinci cevap dilekçesi olmadığından, ıslaha karşı zamanaşımı defi, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen 'ilk oturuma kadar' veya 'en geç ilk oturumda' sözlü ya da yazılı olarak ileri sürülebiliyordu. Bu, sözlü yargılama usulünün bir yansımasıydı ve taraflara duruşmada beyanda bulunma esnekliği tanıyordu. 2) 6100 sayılı HMK Dönemi (01.10.2011 sonrası): HMK, 'cevaba cevap' ve 'ikinci cevap' dilekçeleriyle savunmanın genişletilmesi yasağını daha sıkı kurallara bağlamıştır. İş mahkemelerinde uygulanan basit yargılama usulünde, davalının ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı def'ini, HMK m. 319 ve m. 317/2 uyarınca, ıslah dilekçesinin kendisine 'tebliğinden itibaren iki hafta içinde' bir dilekçe ile mahkemeye sunması gerekir. Artık ilk duruşmayı bekleme veya duruşmada sözlü olarak def'ide bulunma imkanı kural olarak kalmamıştır. Bu süre, hak düşürücü nitelikte bir süredir. Eğer davalı bu iki haftalık süre içinde zamanaşımı def'inde bulunmazsa, bu hakkını kaybeder ve ancak davacının 'açık muvafakati' ile bu def'i ileri sürebilir (HMK m. 141/2). Bu değişiklik, yargılamayı hızlandırma ve dilekçeler teatisi aşamasını daha öngörülebilir kılma amacını taşımaktadır.