Bir ceza davasında sanığın uyuşturucu bağımlısı olduğu ve tedavi gördüğü yönündeki savunması ve bu durumu destekleyen hastane kayıtları varsa, mahkemenin TCK m. 32 ve m. 34 çerçevesinde nasıl bir araştırma yapma yükümlülüğü vardır? Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2017/5506 sayılı kararı bu konuda ne gibi bir usuli zorunluluk getirmektedir?
Bir sanığın uyuşturucu bağımlısı olduğunu iddia etmesi ve bu iddianın dosyaya giren delillerle (hastane kayıtları, tedavi belgeleri, önceki adli sicil kayıtları vb.) desteklenmesi durumunda, mahkemenin bu iddiayı görmezden gelerek yargılamaya devam etmesi mümkün değildir. Bu durum, sanığın suçu işlediği andaki 'kusur yeteneği' ile doğrudan ilgilidir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ve 4. Ceza Dairesi'nin E. 2014/53814, K. 2017/5506 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, mahkemenin bu durumda usuli bir zorunluluğu vardır: Sanığın, suç tarihi itibarıyla, TCK m. 32 (akıl hastalığı) veya TCK m. 34 (geçici nedenler, uyuşturucu madde etkisinde olma) kapsamında, 'işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme (irade) yeteneğinin azalmış veya önemli derecede azalmış olup olmadığı' hususunda yetkili bir sağlık kuruluşundan (genellikle Adli Tıp Kurumu veya tam teşekküllü bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesi) usulüne uygun bir sağlık kurulu raporu alması gerekir. Uyuşturucu madde bağımlılığı, tek başına bir akıl hastalığı sayılmasa da, suç anındaki kriz hali veya maddenin kronik etkileri, kişinin algılama veya irade yeteneğini etkileyebilir. Bu rapor alınmadan, sanığın kusur yeteneğinin tam olduğu varsayılarak hüküm kurulması, eksik inceleme nedeniyle bozma sebebidir. Mahkeme, ancak bu raporu aldıktan sonra sanığın hukuki durumunu (tam ehliyetli, cezası indirimli veya ceza verilmesine yer olmadığı) takdir edebilir.