Meşru savunmada sınırın 'mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş' nedeniyle aşılması (TCK 27/2) ile 'yoğun haksız tahrik altında kasten öldürme' (TCK 29) arasındaki temel ayrım kriterleri nelerdir? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/386 sayılı kararında, maktulden bıçağı aldıktan sonra eylemine devam eden sanığın durumu neden TCK 27/2 kapsamında değerlendirilmemiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #116507

TCK 27/2'nin uygulanabilmesi için, saldırıya ilişkin şartların (haksız bir saldırı) var olması ve savunmaya ilişkin şartlardan sadece 'orantılılık' ilkesinin, failin maruz kaldığı saldırının yarattığı mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş nedeniyle ihlal edilmesi gerekir. Bu durumda failin kusurlu olmadığı kabul edilir ve ceza verilmez. Yoğun haksız tahrikte ise fail, haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suçu işler ve cezasında indirim yapılır. Temel ayrım, failin eylemini yönlendiren psikolojik durumdur. TCK 27/2'de belirleyici olan korku, panik ve telaş iken; haksız tahrikte öfke ve hiddet ön plandadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E. 2017/414, K. 2017/386 sayılı kararında, sanık kendisine yönelen saldırıyı, maktulün boğazını sıkarak ve elindeki bıçağı alarak sonlandırmıştır. Saldırı sona erdikten ve maktul yeniden saldırma imkanı kalmadıktan sonra, sanığın maktule defalarca bıçak vurarak öldürmesi, artık bir 'savunma' eylemi değildir. Bu noktadan sonraki eylem, saldırının yarattığı hiddet ve elemin etkisiyle işlenmiş bir fiil olarak kabul edilmiş ve bu nedenle meşru savunmada sınırın aşılması değil, 'yoğun haksız tahrik altında kasten öldürme' suçunu oluşturduğuna karar verilmiştir. Saldırı bittiği anda savunma da biter; devam eden eylem yeni bir saldırıdır.