Ceza infaz kurumunda alkol kullanma eylemi, 5275 sayılı Kanun ve ilgili Tüzük uyarınca bir disiplin suçu oluşturmaktadır. Bu eylem için verilecek disiplin cezasının belirlenmesinde, Anayasa Mahkemesi'nin 2013/106 sayılı kararıyla iptal edilen eski 5275 sayılı Kanun m. 48/1'deki 'kıyas' hükmü dikkate alındığında, 'kanunilik ilkesi' nasıl bir rol oynamaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #116495

Anayasa'nın 38. maddesindeki 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi, ceza hukukunun temel taşı olduğu gibi, sonuçları itibarıyla kişilerin özgürlüğünü kısıtlayabilen disiplin hukuku alanında da büyük ölçüde geçerlidir. Anayasa Mahkemesi'nin E. 2013/28, K. 2013/106 sayılı kararıyla iptal ettiği eski 5275 sayılı Kanun m. 48/1 hükmü, 'Kanunda tanımları yapılmamış olan eylemler, nitelik ve ağırlıkları bakımından bunlara benzediklerinde, aynı maddelerdeki disiplin cezaları ile karşılanırlar.' diyerek açıkça 'kıyas' yoluyla disiplin cezası verilmesine olanak tanıyordu. AYM, bu kuralın, hangi fiillerin disiplin suçu oluşturacağının önceden belirli ve öngörülebilir olması gerektiğini ifade eden 'belirlilik' ilkesine ve dolayısıyla hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğuna karar vermiştir. Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin E. 2015/16141, K. 2015/4561 sayılı kararında da bu mantık izlenmiştir. Kurumda alkol kullanmak Tüzük'te yasaklanmış bir eylemdir. Ancak bu eylemin karşılığı olan disiplin cezası, kanunda açıkça tanımlanmamıştır. Bu durumda idare, alkol kullanma eylemini, kanunda tanımlanmış daha ağır bir eyleme (örneğin uyuşturucu madde bulundurma, TCK m. 44/3-g) benzeterek (kıyasen) o eylemin cezasını veremez. Bu, AYM'nin iptal ettiği kıyas yasağının ihlali olur. Disiplin kurulu, ancak Tüzük'teki genel düzenlemelere aykırılık gibi daha hafif ve eylemle orantılı bir disiplin cezası (uyarma, kınama vb.) verebilir. Özetle, kanunilik ilkesi, disiplin suçlarında da idarenin keyfi olarak, kanunda açıkça tanımlanmamış bir eyleme, başka bir eylemin cezasını kıyasen uygulamasını engeller.