Anayasa Mahkemesi'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararının iptali istemiyle yapılan başvuruları reddetme gerekçesi ile Hatice Öztürk başvurusunda (sürekli işçi kadrosuna alınmama) 'gerekçeli karar hakkı' ihlali kararı vermesi arasında bir çelişki var mıdır? İki karardaki 'yargısal denetim' ve 'takdir yetkisi' anlayışı nasıl farklılaşmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #116494

İlk bakışta çelişkili gibi görünen bu iki karar, aslında Anayasa Mahkemesi'nin farklı hukuki kurumlar karşısındaki denetim yetkisinin sınırlarını göstermektedir. Bir çelişki değil, denetimin konusundaki farklılıktan kaynaklanan bir sonuçtur. 1) İstanbul Sözleşmesi Kararı: Bu kararda AYM, Cumhurbaşkanı'nın uluslararası bir sözleşmeden çekilme kararının, Anayasa'da yargısal denetime tabi olduğu açıkça belirtilen işlemlerden (kanun, CBK, içtüzük) olmadığını; yürütmenin takdir yetkisi içinde kalan, siyasi niteliği ağır basan bir işlem olduğunu belirtmiştir. AYM, bu tür işlemlerde bir 'yerindelik denetimi' yapamayacağını, kendi görev alanının dışında kaldığını ve dolayısıyla başvuruları 'yetkisizlik' nedeniyle reddetmiştir. Burada denetlenen, işlemin kendisinin anayasallığı değil, AYM'nin bu işlemi denetleme yetkisinin olup olmadığıdır. 2) Hatice Öztürk Kararı: Bu kararda ise AYM, idarenin bir işlemini (kadroya atamama) ve bu işleme karşı açılan davada verilen 'yargı kararını' denetlemektedir. Konu, yürütmenin bir eyleminin yerindeliği değil, bu eylemi denetleyen mahkemenin, yargılama sürecinde Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan 'adil yargılanma hakkı' güvencelerine (özellikle gerekçeli karar hakkı) uyup uymadığıdır. AYM, idarenin takdir yetkisinin keyfi olup olmadığını denetlemesi gereken idare mahkemesinin, bu denetimi 'ilgili ve yeterli' bir gerekçeyle yapmadığını tespit etmiştir. Yani AYM, idarenin yerine geçip 'atama yapılmalıydı' dememiş, 'mahkeme, atama yapmamanın gerekçesini anayasal standartlara uygun şekilde açıklamamıştır' demiştir. Sonuç olarak, ilk kararda AYM, Cumhurbaşkanı'nın siyasi takdirini denetleme yetkisi olmadığını söylerken; ikinci kararda, idarenin takdir yetkisini denetleyen mahkemenin, bu denetimi usulüne uygun yapmadığını söylemektedir. İki karar, farklı denetim konularına ve yetki sınırlarına ilişkindir.