HMK m. 211/1-a'da, imzasını inkâr eden ve isticvaba çağrılan tarafın, 'belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılacağı' belirtilmiştir. Bu hukuki sonuç, 'hukuki dinlenilme hakkı' (HMK m. 27) açısından nasıl değerlendirilmelidir?
HMK m. 211/1-a'da düzenlenen bu sonuç, ilk bakışta ağır bir yaptırım gibi görünse de, 'hukuki dinlenilme hakkı' ile çelişmez; aksine bu hakkın dürüstlük kuralına (TMK m. 2) uygun kullanılmasını sağlayan bir usuli mekanizmadır. Hukuki dinlenilme hakkı, taraflara iddia ve savunmalarını ileri sürme, delillerini sunma ve yargılamadan haberdar olma imkanı tanır. Mahkeme, isticvap davetiyesi ile imzasını inkâr eden tarafa, bu konuda açıklama yapma ve mahkemenin kanaat oluşturmasına yardımcı olma fırsatını sunmaktadır. Bu, hukuki dinlenilme hakkının bir parçasıdır. Ancak bu hak, sınırsız ve sorumsuz bir hak değildir. Taraf, usulüne uygun olarak yapılan bu davete mazeretsiz olarak icabet etmeyerek, hem mahkemenin maddi gerçeğe ulaşmasını engellemekte hem de yargılamayı sürüncemede bırakmaktadır. Kanun koyucu, bu davranışı, imza inkârı iddiasından zımnen vazgeçme olarak yorumlamış ve inkâr edilen imzayı 'ikrar etmiş sayılma' sonucunu bağlamıştır. Bu yaptırım, davetiyede açıkça ihtar edildiği için, taraf sonuçlarından haberdardır ve öngörülebilirdir. Dolayısıyla bu kural, hukuki dinlenilme hakkını ortadan kaldıran değil, bu hakkın kötüye kullanılmasını ve yargılamanın kilitlenmesini önleyen, usul ekonomisine hizmet eden meşru bir düzenlemedir.